___________________________________________ HaberBlog
ANA SAYFA
-Editorden-
-Biz Kimiz-
-Bize Ulasin-
RSS Nedir??
Destekleyenler
BizdenHaberler
AlpaycaMedya
'HABERLER'
Hava Durumu
Moda Güzellik
Download
Sitene Haber
Sitene Radyo
Sohbet Odalari
is Görüsmeleri
Anneler Günü
Ask Mesajlari1
Ask Mesajlari2
BayramMesaji1
BayramMesaji2
Kandil Mesajlari
Dogum Günü
MSN Avatarlari
özlüSözler-1
özlüSözler-2
Sevgililer Günü1
Sevgililer Günü2
Sevgi Sözleri
Oyun Oyna
GüNüN HABERLERİ - 22.01.2008
Kırklareli-İstanbul arasında yolcu taşımacılığı yapan yerli ve yabancı otobüs firmaları, uzun süredir devam ettirdikleri rekabetten zarar edince vazgeçti.
İstanbul ile yolcu taşımacılığı yapan Kırklareli'nin yerli ve dışardan gelen firmalar arasında uzun süredir devam eden çekişmeli fiyat rekabeti sona erdi. Bunun sebebinin, hem yerli hem İstanbul firmalarının ayda binlerce YTL zarar yapması olduğu belirtildi. İşlerinin artmaması ve ortak bir fiyatta anlaşamamaları üzerine rekabete giren firmalar; giderleri gelirlerini aşınca rekabeti bıraktı.
Kırklarelili vatandaşlar, yerli firmaları tercih ederken, Kırklareli'ne şehir dışından gelip yerleşmiş olan kişiler yerli firmalara güvenemedikleri için büyük firmaları tercih ediyorlar. Bu durum yerli firmaların da diğer firmaların da kara geçmesine yetmiyor. Rekabet zamanında 12 YTL'ye kadar düşen biletler, şimdi öğrenci için 16, siviller için 18 YTL'ye kadar yükseldi.
Bir firmanın görevlisi, bir günlük gelir-gider tablosunda "tablonun her şeyi anlattığını" belirtti. Bir seferlik Kırklareli-İstanbul seyahatinin firmaya 755 YTL'ye mal olduğunu kaydeden firma görevlisi, "Rekabetli seferlerden kazanılan miktar 245 YTL. Firmalar kara geçmek bir yana, zarardan kurtulamıyorlar. Kaldı ki bu durum rekabetin olmadığı bir zamanda meydana geliyor" dedi.
Öte yandan, bu durumun ne kadar süreceğini bilmeyen firmaların aksine yarıyıl tatilinin yaklaştığı yakın zamanda fiyatların daha da artacağı ileri sürülüyor.
TASARIMCI AKTAŞ, KIRKLARELİ'NİN RENKLERİNİ TAŞIMAYAN ÜNİVERSİTE LOGOSUNA TEPKİ GÖSTERDİ
Kırklareli Üniversitesi'nin yarışma sonucunda seçtiği logo, şehrin renklerini taşımadığı gerekçesiyle tepkiye neden oldu. Logonun Kırklareli'ne ait hiçbir özelliği bünyesinde barındırmadığını kaydeden Tasarımcı İsmail Ümit Aktaş, logonun baskı tekniklerine göre de iyi olmadığını savundu.
Kırklareli Üniversitesi, Ekim Ayı'nda başlattığı bir logo yarışmasıyla, üniversiteyi anlatacak ve Kırklareli'nin motiflerini taşıyacak bir logo arayışına girmişti. Düzenlenen birinci yarışmada ödüle layık bir eser bulunamadığından dolayı yarışma ikinci kez tekrar edilmişti. İkinci yarışma sonunda da, Kırklareli'ne ait hiçbir görsel öğeyi taşımayan bir logonun birinciliği alarak Kırklareli Üniversitesi logosu olarak seçilmesi; bu logodan daha güzel Kırklareli'ni anlatabilen bir eserin yarışmaya katılmadığı düşüncesini doğurmuştu.
Kütahya'da özel bir şirkette tasarımcı ve yönetici olarak çalıştığını söyleyen İsmail Ümit Aktaş, 19 Ekim 2007 tarihindeki Kırklareli Üniversitesi için düzenlenen ilk logo yarışmasına iki çalışmayla katıldığını belirtti. Tasarımcı Aktaş işlerinin yoğunluğu nedeniyle ikinci yarışmaya katılamadığını ifade etti. Aktaş, 3 haftada hazırladığı ve ilk yarışmada sunduğu bu logo için yaklaşık 10 gününü Kırklareli ilinin tarihini ve ekonomik yapısını araştırmaya ayırmış. Yarışmanın birincisi olarak seçilen logoyu gören Aktaş; "Şimdi görüyorum ki düzenlenmiş olan yarışma aslında hiç bir anlam ifade etmiyormuş." dedi.
Yarışmanın anlam ifade etmediğini ileri süren Aktaş, yarışma birincisi Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Bünyamin Özgültekin'in yarışmaya jüri üyesi yerine yarışmacı olarak katılmasının ne kadar doğru olduğunun gözden geçirilmesi gerektiğine vurgu yaptı.
Aktaş'ın logosunda Kırklareli'ne adını veren Kırk Şehitler Anıtı'nın simgeleşmiş hali bulunuyor. Aktaş, kendisinin de katıldığı birinci yarışmada logo çalışmasının Kırklareli'nin ekonomik, sosyal, kültürel, tarihi, coğrafi özelliklerini yansıtması gerektiği şartının koşulduğunu açıkladı. Aktaş, "İkinci yarışmada ilk yarışmadaki kriterler dışında özellikle bayrak, ay yıldız ve tarım motiflerinin daha etkili olması isteniyordu. Ancak birinci olan logoda ilk yarışmada da ikinci yarışmada da istenilen hiçbir tasarımsal boyut yok." dedi. Logonun baskı boyutuna hiç bakılmadan dereceye alındığını söyleyen Aktaş; "Logoda kullanılan ve logonun tamamını kapsayan koyu kırmızı renk, siyah baskı ve fotokopi makinelerinde nasıl çıkacak bu düşünüldü mü? Fotokopi ve baskı işleri de yaptığımız için söylemek istiyorum, bu logo antetli kağıtlarda ve diğer kurumsal nitelikte gönderilecek evraklarda renksiz olarak kullanıldığında sadece siyah bir kesik daire olarak görünecektir. Tüm bunların ötesinde hangi Kırklareli vatandaşı veya hangi Kırklareli Üniversitesi öğrencisi bu logoyu kendi ilinin üniversitesine yakıştırabiliyor veya yakıştırabilecek mi?" dedi.
Yarışmaya hazırlandığı dönemde Türkiye'deki tüm üniversite logolarını incelediğini belirten Aktaş, "İnanın bu derece üniversitenin bulunduğu ille alakasız bir logo görmedim. Tasarımı amatörce olanlar hala mevcut, ancak onlarda bile en azından ilin özelliklerini belirten simgeler var." diyerek sitemde bulundu.
Kırklareli Üniversitesi, Ekim Ayı'nda başlattığı bir logo yarışmasıyla, üniversiteyi anlatacak ve Kırklareli'nin motiflerini taşıyacak bir logo arayışına girmişti. Düzenlenen birinci yarışmada ödüle layık bir eser bulunamadığından dolayı yarışma ikinci kez tekrar edilmişti. İkinci yarışma sonunda da, Kırklareli'ne ait hiçbir görsel öğeyi taşımayan bir logonun birinciliği alarak Kırklareli Üniversitesi logosu olarak seçilmesi; bu logodan daha güzel Kırklareli'ni anlatabilen bir eserin yarışmaya katılmadığı düşüncesini doğurmuştu.
Kütahya'da özel bir şirkette tasarımcı ve yönetici olarak çalıştığını söyleyen İsmail Ümit Aktaş, 19 Ekim 2007 tarihindeki Kırklareli Üniversitesi için düzenlenen ilk logo yarışmasına iki çalışmayla katıldığını belirtti. Tasarımcı Aktaş işlerinin yoğunluğu nedeniyle ikinci yarışmaya katılamadığını ifade etti. Aktaş, 3 haftada hazırladığı ve ilk yarışmada sunduğu bu logo için yaklaşık 10 gününü Kırklareli ilinin tarihini ve ekonomik yapısını araştırmaya ayırmış. Yarışmanın birincisi olarak seçilen logoyu gören Aktaş; "Şimdi görüyorum ki düzenlenmiş olan yarışma aslında hiç bir anlam ifade etmiyormuş." dedi.
Yarışmanın anlam ifade etmediğini ileri süren Aktaş, yarışma birincisi Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Bünyamin Özgültekin'in yarışmaya jüri üyesi yerine yarışmacı olarak katılmasının ne kadar doğru olduğunun gözden geçirilmesi gerektiğine vurgu yaptı.
Aktaş'ın logosunda Kırklareli'ne adını veren Kırk Şehitler Anıtı'nın simgeleşmiş hali bulunuyor. Aktaş, kendisinin de katıldığı birinci yarışmada logo çalışmasının Kırklareli'nin ekonomik, sosyal, kültürel, tarihi, coğrafi özelliklerini yansıtması gerektiği şartının koşulduğunu açıkladı. Aktaş, "İkinci yarışmada ilk yarışmadaki kriterler dışında özellikle bayrak, ay yıldız ve tarım motiflerinin daha etkili olması isteniyordu. Ancak birinci olan logoda ilk yarışmada da ikinci yarışmada da istenilen hiçbir tasarımsal boyut yok." dedi. Logonun baskı boyutuna hiç bakılmadan dereceye alındığını söyleyen Aktaş; "Logoda kullanılan ve logonun tamamını kapsayan koyu kırmızı renk, siyah baskı ve fotokopi makinelerinde nasıl çıkacak bu düşünüldü mü? Fotokopi ve baskı işleri de yaptığımız için söylemek istiyorum, bu logo antetli kağıtlarda ve diğer kurumsal nitelikte gönderilecek evraklarda renksiz olarak kullanıldığında sadece siyah bir kesik daire olarak görünecektir. Tüm bunların ötesinde hangi Kırklareli vatandaşı veya hangi Kırklareli Üniversitesi öğrencisi bu logoyu kendi ilinin üniversitesine yakıştırabiliyor veya yakıştırabilecek mi?" dedi.
Yarışmaya hazırlandığı dönemde Türkiye'deki tüm üniversite logolarını incelediğini belirten Aktaş, "İnanın bu derece üniversitenin bulunduğu ille alakasız bir logo görmedim. Tasarımı amatörce olanlar hala mevcut, ancak onlarda bile en azından ilin özelliklerini belirten simgeler var." diyerek sitemde bulundu.
ESRAR SATAN KİŞİ TUTUKLANDI
Edinilen bilgiye göre, polis, Sarayiçi mevkisinde park halindeki 39 SH 907 plakalı otomobilde yaptığı kontrolde, aracın içindeki E.U. ve E.E'nin esrar içtiğini belirledi.
Bunun üzerine yapılan aramada 8 gram 505 miligram esrar maddesi ele geçirildi. Zanlılar, polise, esrarı B.B'den satın aldıklarını söyledi.
Cumhuriyet Savcısının talimatıyla yakalanan B.B, sevk edildiği mahkemede ''uyuşturucu madde bulundurmak ve satmak'' suçundan tutuklandı.
E.U. ve E.E, serbest bırakıldı.
Edirne'de esrar sattığı belirlenen kişi tutuklandı.
Edinilen bilgiye göre, polis, Sarayiçi mevkisinde park halindeki 39 SH 907 plakalı otomobilde yaptığı kontrolde, aracın içindeki E.U. ve E.E'nin esrar içtiğini belirledi.
Bunun üzerine yapılan aramada 8 gram 505 miligram esrar maddesi ele geçirildi. Zanlılar, polise, esrarı B.B'den satın aldıklarını söyledi.
Cumhuriyet Savcısının talimatıyla yakalanan B.B, sevk edildiği mahkemede ''uyuşturucu madde bulundurmak ve satmak'' suçundan tutuklandı.
E.U. ve E.E, serbest bırakıldı.
MACARLARIN TEKİRDAĞ HAYRANLIĞI...
Rakoczi Müzesi Müdürü Ali Kabul, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Macar milli kahramanı Prens Ferenc Rakoczi'nin Tekirdağ'da bir süre yaşadığı evin müzeye dönüştürülmesi nedeniyle Macaristan halkının Tekirdağ'a olan hayranlığının arttığını söyledi.
Geçen yıl Rakoczi Müzesi'ni 3 bin 500'ü Macaristan'dan gelenler olmak üzere toplam 6 bin 200 kişinin ziyaret ettiğini ifade eden Kabul, 2006 yılında ise müzeyi yerli ve yabancı toplam 3 bin kişinin ziyaret ettiğini belirtti.
İki ülke arasındaki dostluğun gelişmesi ve Türk-Macar Dostluk Derneği'nin yaptığı aktiviteler sayesinde Macaristan'dan Tekirdağ'a gelenlerin sayısının arttığını anlatan Kabul, kente turlarla gelenlerin müze ziyaretçi sayısının artmasında en büyük rolü oynadığını bildirdi.
Osmanlı sivil mimarı örneklerinden olan üç katlı müzede, imitasyon eserler, Macar seramikleri, bakır mutfak eşyalarının yer aldığını belirten Kabul, ''Müze bu haliyle çok sayıda ziyaretçiyi çekmekte. Kente gelenler müzenin yanı sıra Barış ve Özgürlük Parkı'ndaki Prens Ferenc Rakoczi ve Katibi Mikes Kelemen'in heykelleri, Türkiye'ye matbaanın getirilmesini sağlayan Macar asıllı İbrahim Müteferrika'nın heykelini de ziyaret etmekte'' dedi.
-FERENC RAKOCZİ-
Ferenc Rakoczi, 27 Mart 1676'da Macaristan'ın Zemplen iline bağlı Borsi beldesinde doğdu. Avusturya sarayına devşirme olarak götürülen Rakoczi, 6-7 yaşlarına geldiğinde dini eğitim alması için Vatikan'a gönderildi. Ergenlik çağına geldiğinde Avusturyalıların Macaristan'ı işgal edeceğini anlayan Rakoczi, Fransa'ya geçti.
1701'de Fransa'nın yardım ve desteğini de alan Rakoczi, ülkesine dönerek Macar bağımsızlık savaşının başına geçti. 1711'e kadar sürdürdüğü Macar bağımsızlık mücadelesinde, vaat edilen yardımların gelmemesi üzerine, 1717'deki Viyana bozgunundan sonra ailesini ve çocuklarını Fransa'da bırakarak, 250 kişilik maiyetiyle Çanakkale'nin Gelibolu ilçesine geldi.
Edirne ve İstanbul'da yaşamını sürdüren Rakoczi, 1720'de gönderildiği Tekirdağ'da 8 Nisan 1735'te yaşamını yitirdi.
Tekirdağ'da adına yapılmış bir çeşme bulunan Rakoczi'nin mezarı, İstanbul'da Saint Benoit Lisesi'ndeki şapelde bulunuyor.
TEKİRDAĞ - Tekirdağ Rakoczi Müzesi'ni geçen yıl 3 bin 500'ü Macaristan vatandaşı olmak üzere toplam 6 bin 200 kişi ziyaret etti.
Rakoczi Müzesi Müdürü Ali Kabul, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Macar milli kahramanı Prens Ferenc Rakoczi'nin Tekirdağ'da bir süre yaşadığı evin müzeye dönüştürülmesi nedeniyle Macaristan halkının Tekirdağ'a olan hayranlığının arttığını söyledi.
Geçen yıl Rakoczi Müzesi'ni 3 bin 500'ü Macaristan'dan gelenler olmak üzere toplam 6 bin 200 kişinin ziyaret ettiğini ifade eden Kabul, 2006 yılında ise müzeyi yerli ve yabancı toplam 3 bin kişinin ziyaret ettiğini belirtti.
İki ülke arasındaki dostluğun gelişmesi ve Türk-Macar Dostluk Derneği'nin yaptığı aktiviteler sayesinde Macaristan'dan Tekirdağ'a gelenlerin sayısının arttığını anlatan Kabul, kente turlarla gelenlerin müze ziyaretçi sayısının artmasında en büyük rolü oynadığını bildirdi.
Osmanlı sivil mimarı örneklerinden olan üç katlı müzede, imitasyon eserler, Macar seramikleri, bakır mutfak eşyalarının yer aldığını belirten Kabul, ''Müze bu haliyle çok sayıda ziyaretçiyi çekmekte. Kente gelenler müzenin yanı sıra Barış ve Özgürlük Parkı'ndaki Prens Ferenc Rakoczi ve Katibi Mikes Kelemen'in heykelleri, Türkiye'ye matbaanın getirilmesini sağlayan Macar asıllı İbrahim Müteferrika'nın heykelini de ziyaret etmekte'' dedi.
-FERENC RAKOCZİ-
Ferenc Rakoczi, 27 Mart 1676'da Macaristan'ın Zemplen iline bağlı Borsi beldesinde doğdu. Avusturya sarayına devşirme olarak götürülen Rakoczi, 6-7 yaşlarına geldiğinde dini eğitim alması için Vatikan'a gönderildi. Ergenlik çağına geldiğinde Avusturyalıların Macaristan'ı işgal edeceğini anlayan Rakoczi, Fransa'ya geçti.
1701'de Fransa'nın yardım ve desteğini de alan Rakoczi, ülkesine dönerek Macar bağımsızlık savaşının başına geçti. 1711'e kadar sürdürdüğü Macar bağımsızlık mücadelesinde, vaat edilen yardımların gelmemesi üzerine, 1717'deki Viyana bozgunundan sonra ailesini ve çocuklarını Fransa'da bırakarak, 250 kişilik maiyetiyle Çanakkale'nin Gelibolu ilçesine geldi.
Edirne ve İstanbul'da yaşamını sürdüren Rakoczi, 1720'de gönderildiği Tekirdağ'da 8 Nisan 1735'te yaşamını yitirdi.
Tekirdağ'da adına yapılmış bir çeşme bulunan Rakoczi'nin mezarı, İstanbul'da Saint Benoit Lisesi'ndeki şapelde bulunuyor.

TEKİRDAĞ BELEDİYESİ 19 BİN AĞAÇ DİKTİ Tekirdağ Belediyesi Park Bahçeler Müdürlüğü tarafından geçen yıl Tekirdağ'da 19 bin ağaç dikimi yapıldı.
Tekirdağ Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü Gülcan Erol yaptığı yazılı açıklamada, Tekirdağ'a 18 bin adet ağaç ve çalı türünün ekimi yapıldığı belirterek, 1000 adet de çınar ağacı dikildiğini belirtildi.
Belediye sınırları içinde bulunan park ve yeşil alanların yıl boyunca bakımının yapıldığını ifade eden Çınar, şunları kaydetti:
''Geçen yıl seramızda yaklaşık 60 bin mevsimlik çiçek üreterek şehrin çeşitli yerlerine ektik. Yaklaşık 700 adet bankın okul, cami, valilik, belediye çevresi ve bazı park alanlarına dağıtımını yaptık. Ayrıca 19 adet park alanını düzenledik'' dedi.


